İnsanlarda görme kaybını tamamen ortadan kaldıracak kesin bir tedavi henüz bulunmuş değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri, göz ile beyin arasındaki iletişimi sağlayan sinir hücrelerinin hasar gördükten sonra kendini yenileme kapasitesinin sınırlı olması. Ancak doğadaki bazı canlı türleri, zarar gören göz dokularını ve görme sistemlerini yeniden oluşturabiliyor. Bilim dünyası uzun süredir bu farkın kaynağını araştırıyor. Son yayımlanan bir çalışma, memelilerde de sanılandan daha güçlü bir onarım mekanizmasının devreye girebildiğini ortaya koydu. Johns Hopkins Üniversitesi bünyesinde yürütülen araştırmada, farelerin görme sistemi incelendi. Bulgular, hasar sonrasında yeni nöron oluşmadığını ancak hayatta kalan sinir hücrelerinin yeni bağlantılar kurarak kaybı telafi etmeye çalıştığını gösterdi. Bu gelişme, görme kaybı ve bazı nörolojik rahatsızlıklar için yeni tedavi yollarının araştırılmasına zemin hazırlayabilir.
Araştırmada, görme sistemi ile beyin arasındaki bağlantılar hasar sonrasında detaylı şekilde analiz edildi. Merkezi sinir sistemindeki nöronların ciddi hasar sonrası kendini yenileyemediği biliniyor. Buna rağmen bazı hastalarda zamanla kısmi iyileşme görülmesi bilim insanlarının dikkatini çekiyordu. Çalışma sonucunda, hasar gören hücrelerin yeniden oluşmadığı doğrulandı. Ancak hayatta kalan hücrelerin “sprouting” adı verilen süreçle yeni uzantılar geliştirdiği tespit edildi. Bu süreçte sinir hücreleri daha fazla noktaya bağlanarak kaybolan bağlantıların önemli bir kısmını yeniden oluşturabiliyor. Zaman içinde bağlantı sayısının hasar öncesi seviyelere yaklaştığı belirtildi.
Çalışmada dikkat çeken bir diğer bulgu ise cinsiyetler arasındaki fark oldu. Erkek farelerin hasar sonrasında daha hızlı ve kapsamlı bir toparlanma gösterdiği görüldü. Dişi farelerde ise aynı mekanizmanın daha yavaş işlediği kaydedildi. Araştırmacılar bu farklılığın nedenini henüz netleştiremedi. Ancak bu durum, insanlarda nörolojik yaralanmalar sonrası görülen bazı farklılıklarla benzerlik taşıyor.
Bilim insanları, memelilerde var olan bu doğal onarım sürecini daha ayrıntılı inceleyerek gelecekte insanlarda da benzer mekanizmaları harekete geçirebilecek tedaviler geliştirmeyi hedefliyor.




