Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Yönetmeliği'nde yapılan kapsamlı değişiklik, sağlık meslek mensuplarının sosyal medya ve dijital platformlardaki görünürlüğünü ciddi biçimde sınırlandırdı. Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren düzenleme; yanıltıcı tanıtımlardan sponsorluklu içeriklere, uzmanlık dışı unvan kullanımından hasta memnuniyeti paylaşımlarına kadar birçok alanı sıkı kurallara bağladı.
Sağlık Bakanlığı'nın, kısıtlamalara uymayan kişiler ve kurumlar için suç duyurusu mekanizmasını devreye sokacağını duyurması, hem etik hem de hukuki açıdan yeni bir tartışma başlattı. Bu çerçevede, düzenlemenin tıp etiği açısından ne anlama geldiğini, sağlık profesyonelleri için nasıl sonuçlar doğuracağını ve özellikle özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimleri nasıl etkileyeceğini Tıp Etiği Uzmanı Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu'na sorduk.
'Geç kalmış ama önemli bir adım'
Çobanoğlu, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Yönetmeliği'ndeki değişikliği geç kalmış ama önemli bir adım olarak nitelendirerek şunları kaydetti:
'Yeni düzenleme, sağlık hizmetinin bir 'ticari meta' gibi pazarlanmasına set çekmeye çalışan, geç kalmış ama önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Uzun süredir özellikle sosyal medyada, hekimlik mesleğinin özündeki 'hizmet ve güven' ilişkisinin, agresif reklamcılık ve 'markalaşma' dili içinde aşındığına tanık oluyoruz. Yönetmelik, sağlık hizmetinin temel niteliğinin kamusal bir hak ve hekimliğin bir 'serbest meslek' ve kamu hizmeti olduğu gerçeğini yeniden hatırlatmaktadır.'
'Sosyal medyada örnek tedavi paylaşımları etik sorun yaratıyordu'
Çobanoğlu, sosyal medyada yapılan 'örnek tedavi paylaşımı'nın etik boyutunu şöyle açıkladı:
'Etik açıdan bakıldığında; hasta-hekim ilişkisinin güvene dayalı yapısını bozan, kırılgan hasta gruplarının duygusal ve bilişsel zafiyetlerinden yararlanan, yanıltıcı veya abartılı tanıtım ifadeleri ile 'mucize tedavi' ve 'kesin çözüm' gibi söylemler ciddi etik sorunlar doğuruyordu. Düzenleme; reklam diliyle yapılan kişisel marka inşasını, hasta görüntüsü ve deneyimlerinin pazarlama malzemesi olarak kullanılmasını ve uzmanlık alanı dışındaki iddialı unvan kullanımını sınırlandırarak bu boşlukların önemli bir kısmını doldurmayı hedeflemektedir.'
'Hasta hikâyeleri çoğu zaman dolaylı reklam niteliği taşıyor'
Sosyal medyada 'örnek tedavi paylaşımı'nın, özellikle estetik müdahaleler ve cerrahi girişimler üzerinden dolaylı reklama dönüştüğünü belirten Çobanoğlu, 'Özellikle 'öncesi-sonrası' fotoğrafları, dramatize edilmiş hikâyeler ve seçilmiş 'mükemmel sonuçlar', tıbbi müdahalenin risklerini, belirsizliklerini ve olası komplikasyonlarını görünmez kılmaktadır' ifadelerini kullandı.
Etik açıdan bu durumun üç temel sakıncası olduğunu belirten Çobanoğlu bu sakıncaları şöyle sıraladı:
- 'Bilgilendirilmiş onamın bozulması: Hasta, gerçek risk-yarar dengesini değil, filtreden geçmiş reklam içeriklerini görür.
- Kırılgan grupların istismarı: Bedensel görünümü, kronik hastalığı veya infertilite gibi durumlar, ticari amaçlı manipülasyona açıktır.
- Meslektaşlar arası adaletin zedelenmesi: Reklam yapanın avantaj kazandığı, sosyal medya becerilerinin bilimsel yetkinliğin önüne geçtiği bir alan oluşur.'
'Mahremiyet ve bilimsellik korunmalı'
Hastaların gönüllü rızası olsa bile güç dengesizliği nedeniyle bu rızanın özgür olup olmadığı tartışmalı. Çobanoğlu, yasakların üç önemli amacı olduğunu belirtti:
- 'Mahremiyetin korunması: Hasta hikâyesi isim verilmeden paylaşılmış olsa dahi tanınabilir.
- Kırılganlığın istismarı: Zor hastalık süreçlerinden geçmiş kişilerin hikâyeleri duygusal manipülasyona dönüşebilir.
- Bilimsellik-tanıklık ayrımı: Tıbbi etkinlik, bireysel 'mutlu hasta' anlatılarıyla değil, sistematik bilimsel verilerle gösterilmelidir.'
'Uzmanlık dışı sertifikalar yanıltıcı olabilir'
Çobanoğlu, uzmanlık dışı sertifikaların unvan gibi kullanılmasının ciddi bir yanıltma potansiyeli taşıdığını vurgulayarak, 'Kısa süreli kurs veya sertifika programlarının, uzmanlık unvanı ile eşdeğer bir izlenim yaratacak şekilde sunulması hem meslek içi adalet ilkesini hem de hastanın doğru bilgi alma hakkını ihlal eder' ifadelerini kullandı.
Çobanoğlu ayrıca, yasak ile amaçlananların; yanıltıcı yetkinlik iddialarının önüne geçmek, 'Sertifikalı : uzmanı' izlenimini engellemek ve hastayı riskli tercihlere yönlendiren tanıtımları azaltmak olduğunu belirtti.
Etik ihlaller bazen yalnızca meslek içi uyarıyla çözülemeyeceğini değerlendiren Çobanoğlu, 'Yanıltıcı reklam, haksız kazanç, kişisel verilerin ifşası ve kırılgan grupların istismarı hukuki sorun ve suç niteliği taşıyabilir. Bu nedenle, belirli eşiğin üzerindeki etik ihlallerin hukuki yaptırımla desteklenmesi caydırıcılık açısından gereklidir. Ancak orantılı ve şeffaf uygulanmalı; aksi hâlde savunmacı tıbbın ve korku kültürünün önünü açabilir' diye konuştu.
'Düzenleme tek başına yeterli değil'
Çobanoğlu, dijital çağın sağlık iletişimi açısından yönetmeliği değerlendirerek şunları söyledi:
'Mevcut düzenleme ağırlıklı olarak yasaklayıcı. Oysa pozitif rehberlik, dijital sağlık okuryazarlığı, influencer iş birlikleri ve yapay zekâ temelli reklam araçları için etik normlar geliştirilmesi gerekiyor. Genç hekimler ve öğrenciler için 'sosyal medya ve tıp etiği' eğitimi zorunlu olmalı.'
'Özel hastanelerde sorumluluk dengesi gözetilmeli'
Çobanoğlu, özel hastanelerde çalışan hekimlerin durumu hakkında ise şunları kaydetti:
'Sosyal medya içeriklerini çoğu zaman pazarlama birimleri üretiyor. Yönetmelik, sorumluluğu bireysel hekime yüklüyormuş gibi görünüyor. Kurumsal sorumluluk ile bireysel mesleki sorumluluk ayrıştırılmalı. Hekimlerin etik açıdan sakıncalı taleplere 'hayır' diyebilmesini kolaylaştıracak mekanizmalar olmalı.'
'Meşru bir gerekçeden yola çıkıyor ama araçları tartışmalı'
Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Yönetmeliği'nde yapılan değişiklik, etik açıdan pek çok boşluğu doldurmaya çalışsa da, uygulamada bazı önemli tartışmaları beraberinde getiriyor. Düzenlemeyi eleştirel bir bakışla değerlendiren Çobanoğlu, yönetmeliğin 'meşru bir amaçla yola çıktığını, ancak kullanılan araçların ciddi riskler taşıdığını' söyledi. Çobanoğlu'na göre yönetmeliğin çıkış noktası, sağlık hizmetinin reklam diliyle metalaştırılmasını sınırlamak. Bu hedef gerekli olsa da, düzenlemenin dili ve uygulama yöntemleri 'zarar verici tanıtımı engellemek' ile 'meşru bilimsel iletişimi susturmak' arasında net bir çizgi çizemiyor.
Çobanoğlu, özellikle suç duyurusu tehdidinin bu kadar öne çıkmasını, etik sorunların doğrudan cezai alana taşınmasına yol açabilecek bir yaklaşım olarak değerlendiriyor. Yönetmelikte sıkça kullanılan 'tanıtım', 'bilgilendirme' ve 'yasak kapsamındaki paylaşım' gibi kavramların belirsizliğinin, hekimler açısından ciddi bir hukuki güvensizlik oluşturduğunu vurgulayan Çobanoğlu, şöyle devam etti:
'Bu belirsizlik, koruyucu sağlık hizmetleri hakkında yapılan bilgilendirici bir paylaşımın bile reklam sayılmasına, bilimsel veri aktaran bir hekimin, uzmanlığını görünür kıldığı için yaptırımla karşılaşmasına, kapı aralayabilir. Bu muğlaklık, keyfî denetim ve seçici uygulama ihtimalini artırarak düzenlemenin pratikte baskı aracına dönüşmesine neden olabilir.'
'Doğrudan suç duyurusu' vurgusu: 'Orantısız bir yaklaşım'
Çobanoğlu, düzenlemede suç duyurusu tehdidinin öne çıkmasının etik ve hukuki açıdan sorunlu olduğuna dikkat çekerek etik ihlallerin her zaman ceza hukuku kapsamında değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti. Normal şartlarda: etik kurullar, meslek örgütleri, disiplin mekanizmaları gibi basamaklı bir denetim sürecinin işletilmesi gerektiğini hatırlatan Çobanoğlu doğrudan ceza hukukuna yönlendiren bu yaklaşımın hekimler üzerinde savunmacı tıbbı artıracağını ve suskunluk baskısı yaratacağını ifade etti.
Prof. Dr. Çobanoğlu'ndan 'kurumsal baskı - bireysel sorumluluk dengesizliği' uyarısı
Özel sağlık kuruluşlarında sosyal medya içeriklerinin çoğu zaman pazarlama birimleri tarafından hazırlandığını hatırlatan Çobanoğlu, yönetmeliğin cezai ve idari sorumluluğu neredeyse tamamen bireysel hekime yüklediğini ifade etti. Çobanoğlu, Bu durumun, kurumsal baskıların görünmezleşmesine ve sorumluluğun adil olmayan biçimde dağıtılmasına yol açabileceğini belirtti.
''Ne yapılamaz' listesi uzun; 'ne yapılabilir' yok'
Düzenlemenin yasakları uzun uzun sıralarken, hekimlerin sosyal medyada neyi nasıl yapabileceğine dair yol gösterici bir çerçeve sunmadığını söyleyen Çobanoğlu, daha dengeli bir yaklaşım için şunları kaydetti:
'Etik standartlara uygun paylaşım örnekleri, açıklayıcı kılavuzlar, meslek örgütleriyle birlikte hazırlanmış rehberler, dereceli yaptırım mekanizmaları gibi yapıların tanımlanması zorunlu'





