Devletin görevinin bu hakkı güvence altına almak olduğunu vurgulayan Suiçmez, denetim sonuçlarının gizlenmemesi ve kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın pestisit analiz ve kalıntı verilerini uzun süredir paylaşmamasını eleştirerek, gümrükten dönen ürünler kadar, ülke içinde üretilen ve iç tüketime sunulan yaş sebze ve meyve için hal ve market denetim sonuçlarının da şeffaf biçimde açıklanmasını istedi. Yaş sebze ve meyvenin yüzde 85'i ile yüzde 90'ı iç tüketime sunulurken, hallerde ve marketlerde yapılan denetim sonuçlarının açıklanmamasını 'önemli bir sorun' olarak niteledi. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın gıda denetimlerinde taklit ve tağşiş ürünlerini son dönemde açıkladığını hatırlatan Suiçmez, Greenpeace Türkiye'nin bu konuda yargı yoluna gittiğini, bakanlığın pestisit analiz verilerini açıklamamasına ilişkin iptal kararı bulunduğunu da ifade etti.
'Bakanlığın gerekçeleri çok tehlikeli'
Suiçmez, bakanlığın yargıya verdiği savunmada yer aldığını söylediği iki ifadeyi 'çok tehlikeli' bulduklarını belirtti. İlk gerekçenin, pestisit analiz sonuçlarının paylaşılmasının kamuoyuna faydası olmayacağı yaklaşımı olduğunu söyleyen Suiçmez, bunun işin kolaycılığına kaçmak anlamına geldiğini savundu. 'Biz aynı zamanda ziraat mühendisleri, çiftçiler, üretici olduğumuz kadar tüketiciyiz' diyen Suiçmez, 'Bırakın o kararı kamuoyu, bizler verelim. Bakanlık bunu açıklasın' sözleriyle çağrısını yineledi.
İkinci gerekçe olarak da verilerin paylaşılmasının iç ve dış ticarette olumsuz sonuçlara yol açabileceği iddiasının öne sürüldüğünü aktaran Suiçmez, 'Evet, ekonomi önemli, çiftçilerin geliri önemli ama bu olumsuz sonuçların da neler olabileceğinin net bir şekilde açıklanması gerekir' dedi. Bakanlık yanıtı üzerinden şirket zararları mı, toplumsal başka zararlar mı sorusunu gündeme getiren Suiçmez, dünyada ve Türkiye'de tekelci bir şekilde ilaç tekellerinin ve aracı bayilerin olduğu uluslararası ve yerli bir ortam bulunduğunu, gerçeklerin kamu yönetimince açıkça ortaya konulması gerektiğini söyledi.
'Pahalı diye analiz laboratuvar kurulmuyor'
Suiçmez, tarım il ve ilçe müdürlükleri ile bakanlığa bağlı analiz laboratuvarlarının bulunduğunu, özel sektörde de bazı ihracatçı firmaların kendi analiz laboratuvarlarını kurabildiğini anlattı. Buna karşılık hallerde belediyeler ile bakanlık arasında yetki çatışması ve pahalı gerekçesi nedeniyle kalıntı analiz laboratuvarlarının kurulmadığını söyledi. 'Halk sağlığından daha pahalı bir şey yok, halk sağlığı her şeyden önemlidir' diyen Suiçmez, maliyet gerekçesinin laboratuvar kurulmasının önüne geçmesine itiraz etti. Denetçi sayısının artırılması, kamu niteliğinde meslek kuruluşlarıyla birlikte çalışılması ve üretim ile tüketim aşamasındaki kalıntı analiz sonuçlarının gecikmeden paylaşılması gerektiğini belirterek 'Talep etmiştik, talep etmeye devam ediyoruz' dedi. Kamuya yeterli atama yapılarak hem laboratuvar hem denetçi kapasitesinin artırılmasını istedi.
'Raf denetimi geç kalıyor, tüketici yemiş bulunuyor'
Market denetimlerinde raftaki üründen örnek alındığını, analize sunulduğunu ve yaklaşık üç, dört gün sonra sonucun çıktığını belirterek 'Diyelim ki kalıntı var, ama geçmiş olsun. O ürün satıldı. Tüketici onu yedi' dedi. Bu nedenle yalnız idari para cezası vermekle sorunların çözülemeyeceğini savunan Suiçmez, cezaların ağırlaştırılması ve yalnız para cezasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi. Kalıcı çözüm için domates ve biber dahil ürünün satışa sunulmadan önce kalıntı analizi yapılmasını, sorunlu ürünlerin satışa sunulmamasını istedi.
'Kaçak ilaç bir gerçek, denetimler anlık olmalı'
Suiçmez, internetten ilaç satışına ilişkin bugün böyle bir uygulama varsa bile bunun olmaması gerektiğini söyledi, mevzuatta internetten satışın yasaklanmasının gündeme geldiğini aktardı. Aktif maddesi Türkiye'de kullanılmaması gereken ilaçların özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi ağırlıklı olarak piyasada bulunmasının bir gerçek olduğunu belirten Suiçmez, bu sorunun denetimle çözülebileceğini ifade etti.
İhracat denetiminde örnekleme yöntemini de eleştiren Suiçmez, 'Bir tırdan iki tane örnek alırsan, o ortamda kalıntı da çıkabilir, çıkmayabilir de' dedi. Bazı ülkelerde teferruatlı incelemelerde farklı bulguların çıkabildiğini, geri dönen bazı ürünlerin kalıntı ya da aflatoksin limiti yüksek ülkelere yeniden gönderildiğini anlattı. Bu örnek üzerinden 'bizim buradaki denetim yetersiz, doğru dürüst bir kontrol yok' değerlendirmesini yaptı.
'Yetkisiz ilaç satışı yapılıyor'
Türkiye'de sekiz bin bir bayi bulunduğunu belirterek, bunların yüzde 78'inin ziraat mühendisi, yüzde 22'sinin kimyacı ve eczacı gibi farklı mesleklerden oluştuğunu söyledi. En fazla bayinin Antalya'da olduğunu belirten Suiçmez, Manisa, Mersin ve Adana'nın da bayilik yoğunluğunun yüksek olduğu iller arasında yer aldığını ifade etti.
Antalya'da sekiz yüzün üzerinde bayiyi denetleyen bakanlık denetçisi sayısının az olduğuna dikkat çeken Suiçmez, 'Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, özellikle Urfa ve Mardin çevresinde merdiven altı kaçak ve yasak ilaç satışı var. Bakanlıktan yetki almadan ruhsatsız ilaç dükkânları açılıyor. Bunun anında ve ciddi biçimde denetlenmesi gerekiyor' dedi.
Bitki koruma ürün satışında yetki karmaşası
Bitki koruma ürünlerini bir bütün olarak değerlendirdiklerini belirterek bayilik ve satış yetkisi tartışması konusuna değindi. Ziraat fakültelerinde bitki koruma bölümlerinde dört yıl boyunca bu alanda uzman meslektaşlar yetiştiğini söyleyen Suiçmez, hastalık ve zararlıların doğru tespiti, doğru ilacın seçimi, ruhsatlı ilaçların uygun ekipmanla uygulanması ve ilaçlama ile hasat arasındaki bekleme süresinin gözetilmesinin tümüyle uzmanlık gerektiren bir alan olduğunu vurguladı. Bu süreçlerin bitki koruma alanında eğitim almış ziraat mühendislerinin uzmanlığıyla yürütülmesi gerektiğini belirten Suiçmez, bayilik ve ilaç satışının eczacı, kimya mühendisi, kimyager, orman mühendisi ile orman endüstri mühendisine açılmasını doğru bulmadıklarını, bu nedenle yargıya gittiklerini söyledi.
Ormanlarda hastalık ve zararlılarla mücadele gerektiğini ancak genellikle ilaç kullanılmadığını belirterek, orman mühendisinin yetkisinin ormanla sınırlı olması gerektiğini savundu. Eczacıların ve kimya mühendislerinin ilaçların imal aşamasında çalışabileceğini ifade eden Suiçmez, çiftçiyle bire bir temas etmeyen ve hastalık ile zararlılar konusunda yeterli bilgisi olmayan meslek gruplarının uygulama, reçete, satış ve denetim aşamasında yer almasına karşı çıktı. Suiçmez, Tarım ve Orman Bakanlığı'na yönelik geçmiş dönemlerden beri çok sayıda dava açtıklarını da ekledi.
B-Reçete sistemine eleştiri
Suiçmez, ilaç kullanımının en yoğun olduğu Mersin dışında sınırlı sayıda pilot ilde başlayan ve 2026 yılının ortasında altyapı ve hazırlık olmadan ülke genelinde uygulanacağı belirtilen B-Reçete sistemine de değindi. ZMO olarak sisteme ilkesel olarak karşı olmadıklarını söyleyen Suiçmez, hazırlıksız geçişin sahada sorun yarattığını, ilerleyen dönemde daha ciddi sorunların da ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Ülkede satılan ilaçların hastalık ve zararlılara ilişkin güncel doz etkilerinin araştırılması, sonuçlara göre ruhsatlı ilaçların dozlarının yeniden ayarlanması gerektiğini söyleyen Suiçmez, bazı ürünlerde belirli hastalık ve zararlılara karşı ruhsatlı bitki koruma ürünü bulunmamasına, Çiftçi Kayıt Sistemi kayıtlarının sağlıksız veriler içermesine ve sistem dışındaki üreticilerin de üretimi sürdürmek için zirai ilaç kullandığına dikkat çekti. Çiftçilerin yaş ortalamasının 59 olduğunu söyleyen Suiçmez, üreticilerin önemli bölümünün akıllı telefon ya da bilgisayar kullanmadığını belirterek E-Devlet üzerinden gelecek kodun alınması ve reçete yazacak mühendise iletilmesi gibi başlıklarda ciddi sorunlar bulunduğunu kaydetti.
'İyi ki şap enstitüsünü kapatmadılar'
Gıda denetiminde kapasite sorunu bulunduğunu söyleyen Suiçmez, kamu denetim kapasitesindeki zayıflamayı hıfzıssıhha örneği üzerinden anlattı. Hıfzıssıhhanın Sağlık Bakanlığı'na bağlı olduğunu, kapatılmasıyla kamunun küçültüldüğünü ifade etti. 81 ilde hayvan pazarlarının şap hastalığı nedeniyle kapatıldığını hatırlatan Suiçmez, 'İyi ki şap enstitüsünü kapatmadılar. Onu da kapatsalar biz aşıları da yurt dışından almak zorunda kalırdık' dedi. Suiçmez, şap hastalığının zararlarının gecikmeden gerçekçi biçimde açıklanmasını ve üreticilere gecikmeden ödenmesini talep etti.
'Oda üyesi olmayan da reçete yazabiliyor'
Suiçmez, ZMO'nun Anayasa'nın 135'inci maddesi gereği kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğunu söyledi. Bayilerin önemli kısmının Oda üyesi olduğunu belirten Suiçmez, yanlış uygulama tespit edildiğinde onur kurullarında disiplin süreçleri işlettiklerini, meslekten men dahil ceza verme yetkileri bulunduğunu anlattı. Suiçmez, bakanlığın odayı dışlamadan sorunları birlikte ele alması gerektiğini söyledi.
Suiçmez, son dönemde yayımlanan yeni yönetmelikte reçete yazma yetkisi olanlar için oda üyeliği koşulunun kaldırılmasını eleştirerek bunun yanlış olduğunu ve derhal düzeltilmesi gerektiğini ifade etti. Reçete sisteminin daha önce de uygulandığını ve bazı sorunlara rağmen işlediğini belirten Suiçmez, yeni düzenlemede reçete yazacakların bakanlık tarafından belirleneceği ifadesini büyük bir eksiklik olarak niteledi. Meslek mensubunun kendi meslek odasına üye olmasının zorunlu olduğunu savunan Suiçmez, bu alanda temel yetkilinin TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olduğunu söyledi.
'Sorunlar içeride çözülmeli'
Üretim, tedarik ve tüketim aşamasındaki denetimlerin yapıldığını ancak yetersiz kaldığını belirten Suiçmez, üretim aşamasındaki ön zorunlulukların yanında ihracat ve tüketim aşamasında gümrükte, halde ve marketlerde denetimlerin daha sıkı yapılması ve sonuçların şeffaf biçimde kamuoyuna açıklanması gerektiğini söyledi. İhracatta geri dönen tarım ürünlerini Avrupa uyarı sisteminden görebildiklerini ifade eden Suiçmez, denetimler üretim alanından tedarik zincirine ve tüketim aşamasına kadar doğru yürütülürse geri dönüşlerin azalacağını savundu. Denetimlerin bakanlık, meslek odaları ve ziraat odaları ile birlikte yürütülmesi ve sonuçların zamanında kamuoyuna açıklanması halinde 'sorunlar içeride çözülür, dışarıdan bize gelmez' değerlendirmesini yaptı.








